Cinsel Sorunlar

Adet Düzensizliği ;

Âdet çevriminin düzensizliği, yumurtlamanın düzensizliğine bağlıdır. Genellikle, bir âdet çevriminin sonunda, hipofiz ve hipotalamustan bütün düzenleme mekanizması yeniden başlar ve 14. ya da 15. gün, yumurtalıkların birinden, yeni bir yumurtacık atılır (yumurtlama). Bazı kadınlarda bu mekanizma biraz düzensizdir ve yumurtlamalar düzenli olarak oluşmaları gerekirken, kararsız bir biçimde ya âdet kanamalarından hemen .sonra, sözgelimi çevrimin 10. günü ya da daha geç (çevrimin 20. ya da 25. günlerinde, hattâ çok daha geç günlerde) oluşabilir.

Yumurtlama bittikten sonra işe karışan sarı cismin çalışma süresi, her zaman aynıdır (15 gün). O halde, âdet çevriminin çalışma süresinin yumurtlama tarihini izleyeceği saptanmaktadır Böylece, ilk örnekte olduğu gibi, 25 günlük kısa bir âdet çevrimi, öteki örneklerde olduğu gibi de, 35-40 günlük uzun çevrimler olabilmektedir. Bu olay, ileri giden ya da geri kalan bir saate benzetilebilir. Hafif bir bozukluktur ve hiç bir tedavi gerektirmez. Önemli olan, yumurtlamanın düzenliliği değil, onu izleyen sarı cismin özelliğidir.

YUMURTLAYAMAMALAR

Bazı kadınlardaysa, yumurtlama yalnızca gecikmekle kalmaz, hiç ortaya çıkmama tehlikesi gösterebilir: Buna, "yumurtlamasız çevrim" denir. Yumurtalık, yalnızca östrojen salgılar. Bazı kadınlarda da, yumurtalığın östrojen salgılamasında bir azalmaya uyan (yumurtalık, belirli bir çevrimsel ritmi korumuştur), oldukça düzenli âdet kanamaları olabilir.

Yumurtlayamamalar, ateş eğrisiyle ortaya çıkarılabilir; eğri, âdet kanamaları aralarında her zaman 36,5°C'tan düşüktür ve hiç bir ateş yükselmesi olmadığının saptanmasını sağlar. Ayrıca, yumurtalık salgısı, her zaman en alt düzeydedir. Âdet kanamaları, bütünüyle ortadan kalkmıştır: Buna. "âdet görmeme" denir. Dölyatağı mukozası, östrojenlerin etkisiyle gelişip ve kalınlığını artıracağı yerde alçak, ince, derin tabakaya indirgenmiş olarak kalır.

Yumurtlamasız âdet görmemeler, genellikle düşünülenin tersine, bedende hiç bir bozukluğa, özellikle de hiç bir ağrı, şişkinlik, ateş dalgasına neden olmaz. Yumurtalık, hipofizden artık uyarı alamaz ve dinlenmeye çekilir. Bununla birlikte, bütün özelliklerini yedekte korur. Bu durumda yumurtalık, sağlam, ama kurulması unutulmuş bir saate benzetilebilir.

Bel Soğukluğu ;

Bu hastalık, idrar yollarının son kısımlarında, idrar yolu çevresi salgı bezlerinde, kadında rahim ağzı başta olmak üzere genellikle üreme organlarında meydana gelen akut iltihaptan kaynaklanır.

Bel soğukluğu, en sık rastlanılan, cinsel yolla bulaşan hastalıklardandır. Dünyada her yıl 60 milyon yeni bel soğukluğu vakası ortaya çıtığı tahmin edilmektedir.

Bel soğukluğu, kadınlarda sessiz seyreden, erkeklerde ise ani ve rahatsız edici işaretleri olan bir hastalıktır. Bu sebeple hastalık, genellikle erkeklerde ortaya çıkmasına karşılık taşıyıcısı kadınlardır.

Erkeklerde idrar yolundan gelep cerahatli akıntı, idrar yaparken yanma ve sızlama, başta gelen belirtileridir. Kadınların çoğunda (%50-70'inde) ağrı ve yanma şikayeti olmaz. Sadece cerahatli bir akıntı görülebilir. Bu sessiz seyretme, kadının hastalığı farkında olmadan taşımasına neden olur.

Hastalıktan korunmanın başlıca yolu, tek eşliliktir. Hastalığın bulaşması halinde en etkili ilaç penisilin olup, mutlaka bir doktorun kontrolü altında uygulanmalıdır.

Erkeklerde Kısırlık ;

Doğuştan kısır olan ve mikroenjeksiyon tekniğiyle baba olan erkeklerin çocuklarında, kansere yakalanma olasılığı daha yüksek olabiliyor. Çünkü bu risk kalıtım yoluyla aktarılmakta. Bu konu kısa süre önce, San Francisco'daki California Üniversitesi doktorları tarafından "Human Reproduction" adlı dergideki makalede tartışıldı.

Endüstri ülkelerinde her beş çiftten biri çocuk sahibi olamıyor ve bu durum genelde erkeğin kısır olmasından ileri geliyor. Bazıları çevrede oluşan zehirler veya enfeksiyonlar yüzünden kısırlaşırken diğerleri de kalıtım yoluyla geçen hatalı genler nedeniyle kısır olarak dünyaya gelmekte.

Şimdiye değin pek anlaşılmayan bir kısırlık türü, San Francisco'daki doktorlar tarafından araştırıldı. Sperm üretiminin yetersiz olduğu erkeklerde organizma, kalıtımdaki bozuklukları düzeltemiyor. Benzer iyileştirme bozuklukları ise kötü huylu tümörlerin oluşmasına neden olmakta.

Erkeklerin genetik bozukluklara rastlantısal mutasyonlarla sahip oldukları anlaşılmış. Normalde, üremeye uygun olmayan erkeklerde, kısırlık, bozuk genlerin yayılmasını engelleyen bir araç görevini görmekte. "Belki de erkeklerin kısır olmaları için gerçekten de iyi bir neden vardır" diyor ürolog Paul Turek.

"Intracytoplasmatic sperm enjeksiyonu (ICSI)" ile menilerinde tek bir sperm dahi bulunmayan erkekler baba olabiliyor. Doktorlar, çocuğu olmayan erkeklerin testis dokularından alınan örneklerde, sperm ve bunların öncü hücrelerini ayırmaya çalışıyorlar. Herhangi bir sperm veya hücreye rastladıklarında ise doğrudan doğruya yumurta hücresine enjekte ediyorlar.

ICSI yöntemi, 90'lı yılların başında ilk kez Brüksel'de uygulanmaya başlandığında, %5'lik bir başarı sağlanmıştı ve yöntem hızla yayıldı. ICSI yöntemi, yalnızca Almanya'da yılda 15 000 çiftte uygulanmakta. Dünyada bugün, en az 100 000 ICSI çocuğunun yaşadığı tahmin edilmekte. Bunlardan en büyüğü bugün dokuz yaşında.

Rekabet Bozuluyor

Bazı doktorlar, ICSI yönteminin gelişimini endişeyle izliyorlar. "Spermler arasında yaşanmayan rekabet nedeniyle embriyo oluşumunda daha fazla bozuk spermanın katılma riski vardır" diye açıklamakta biyolog Lee Silver.

California'daki doktorlar, genetik bozuklukların, yapay döllenme teknikleriyle aktarılmayacağını düşünüyorlar: Çünkü ortaya çıkan embriyo yaşayabilecek durumda olmayacağı için normalde dışarı atılması gerekiyor (düşük doğum olarak). Fakat doktorlar yine de kesinlikle emin değiller.

Turek'e göre ICSI yöntemi uygulanırken, ayıklanmadaki doğal engeller ortadan kalkabilir ki, bu normalde doğal döllenme sırasında gerçekleşmekte. Böylece genetik sorunları olan bir çift, normal durumlarda yaşanmadığı halde, genetik bozuklukları herhangi bir biçimde çocuklarına aktarabilir.

ICSI yönteminin bu tür sonuçlar doğurabileceği, David Page ve ekibi (Whitehead Enstitüsü, Cambridge) tarafından geçen yıl kanıtlanmıştı. Çocukları olmayan erkeklerde, embriyonal gelişim sırasında, sperma kordonunun büyümesini harekete geçiren Y kromozomu üzerindeki genlerin kaybolduğu farkedilmiş: Salgılarında sperma bulunmuyordu.

Bilimadamları, üç babayı ve bunların dört erkek çocuklarını muayene ettiklerinde (kız çocuklarında Y kromozomu bulunmaz) ilginç bir sonuçla karşılaşmışlar: Genetik bozukluk dört çocuğa da geçmişti. Araştırmacılar, bu çocukların da büyük bir olasılıkla kısır olacaklarını düşünüyorlar. Eğer bu bulgu kanıtlanabilirse, yalnızca laboratuvar teknikleriyle baba olabilecek erkekler yetişiyor demek.

Almanya'da kalıtım bozukluğu bilinen erkekler bu nedenle, erkek çocuklarına geçebilecek hastalıklar konusunda önceden uyarılıyor. Bazı ICSI çocuklarının kansere yakalanma riski ile doğabilecekleri de açıklanıyor tabii. "Bundan sonraki tercihi anne-baba adaylarına bırakıyoruz" diyor, biyoteknoloji uzmanı Ludger Honnefelder.

ICSI yöntemini uygulayan diğer bir doktor olan Ricardo Felberbaum, çiftlerin böyle bir çocuğa sahip olabilme hakkına sahip olduklarını savunuyor. "Ayrıca, yöntemin toplum sağlığını tehdit ettiği görüşüne de katılmıyorum" diyor.

Cinsel Sapkınlıklar

Gözle Uyarılma;

Genellikle erkek, bakarak kadından daha fazla uyarılabilir. Erkek, kadının vücudunu görmeyi arzular. Kadın, inatla cinsel ilişki sırasında ışığı söndürmek isterse, erkek bundan hoşnut kalmaz, hatta bir süre sonra sadece kendi zevkini düşünür, arzuları ise gitgide azalır. Hiç kuşkusuz ki kadın tatmin olduğunu karanlıkta kıvranarak belli edebilir. Hafif hafif inleyerek içini çekebilir, fakat erkek bu yanıtla yetinmez, hoşnut kalmaz. O, eşini görmek ister, gözleri eşinin kendisini nasıl kabul ettiğini ve ihtiraslarına nasıl karşılık verdiğini kanıtlamalıdır.

Yatak odası yeterince aydınlık olmalı, fakat erkek istese bile ışık çok kuvvetli olmamalıdır. Bu kez kadın utanç perdesinin ardına gizlenmekte direnmelidir. En iyisi mum ışığıdır.

Erkek ne kadar diretirse diretsin, kadın çok kuvvetli ışıkta cinsel organlarını kocasının gözleri önüne sermemelidir, özellikle çocuk doğurduktan sonra. Cinsel deneyleri az kadınların, cinsel organlarında birikmiş bir pigment vardır. Bu, karşı cinse kötü görünebilir. Uzun cinsel bağlılık yıllarından, özellikle doğumlardan sonra, vagina ağzındaki pigment renk değiştirir ve göze hoş görünmeyebilir. Hassas bir kadın, kocasına parmaklarıyla kendisini tatmin etmesi için izin verebilir. Kocasının düşüncelerinde canlandırdığı güzel tablonun devam etmesine dikkat etmelidir.

Gözle uyarılma, ışıklandırma sorununa bağlı değildir; bunda giyim ve yatak odasının döşenişi de rol oynar. Kadının iyi giyinmek konusundaki ilgisi, evlendikten sonra geçmemelidir. Birçok durumda evli kadın, kocası için değil, bir üçüncü kişi için güzelleşmeye çalışır. Bu eğilim özellikle zengin kadınlarda görülür. Kadın şehre indiği zaman güzelleşince, erkek bundan hoşlanır.

Fakat eşi eve 'döndüğü zaman erkeğin düşleri zedelenir. Kadın güzel giysisini çıkarır, makyajını siler ve yeniden ev kadını olur. Fakat kadın, kocasının kendisini hiç değilse bir süre güzel giysileri içinde görmeyi istediğini, ondan sonra ev işlerine girişmesi gerektiğini bilmelidir. Evlendikten altı ay veya bir yıl sonra kadın, kocası için güzel giyinmek çabasını bırakır.

Oysa ki, gizliden gizliye bunun için bir kenarda para biriktirmesi gerekse bile, bu çabasını sürdürmelidir. Erkek, eşinin gizlice para biriktirmesini hoş karşılayacaktır, çünkü önemli şartlardan biri olduğunu bilmektedir. Erkek, gündelik işinden döndüğü anda cinsel uyarılma başlar.

Birçok kadın, kocalarıyla çıplak yattıkları zaman, kusursuz şekilde uyarılacaklarını umar. Erkekler striptiz ve çıplak kadın resimlerinden hoşlanır. Çıplak kadın seyretmek de hoşlarına gider, fakat bu, kadının kendiliğinden soyunması gerektiği anlamına gelmez. Kadın bunu isterse kendiliğinden denesin, fakat edineceği deney, yukarda belirtilen görüşü doğrulayacaktır. Kadın bir kez kocasının pijama ceketini giyip, yatağa girmeli ve nasıl bir uyarma yarattığına bakmalıdır.

Fetişizm;

Bir çok kişiler, fetişistin, annesine karşı duyduğu güçlü cinsel duyguların üstesinden gelememiş biri olduğunu ileri sürerler. Anaya karşı cinsel istek duymak da yasak olduğu için, onun bütününe karşı olan isteği, onun bir parçasına aktarırlar. Bazı fetişistler, ömürleri boyunca bir kadınla normal cinsel birleşmede bulunamazlar ve annelerine ait bir eşyanın (önemsiz bir takı ya da süs eşyası gibi) ya da onunkine benzer her hangi bir kadın eşyasının (dükkândan alınmış bir kadın çantası bile olabilir bu) karşısında kendi kendilerini tatmin etmekle yetinirler.

Fetişist kişi çoğu zaman tutkusunu, kadın teninin yerine geçebilecek bir madde üzerinde toplar, örneğin, deri, lastik ya da ipekli maddeler, ona çocukluğunda annesine dokunduğu zaman aldığı zevki verebilir, öte yandan, bazı fetişistler bir kadınla cinsel birleşmede bulunabilirler, ama bunun için bir takım koşulların yerine getirilmesi gereklidir. Bunlar çoğu kez eşlerini, fahişelerin ya da «kötü» kadınların giydi|deri bir takım giysi ya da süsler kullanmaya zorlarlar. Bu tür fetişlerin en belli başlılarından biri, çok uzun topuklu ayakkabılardır. Çünkü «namuslu» bir kadın sevmek bu kişiler için yasak sayılır, ama «kötü» bir kadınla cinsel birleşmede bulunmak yasaklanacak bir şey değildir.